Yusuf Kaplan ile AKP ve Cemaat üzerine !

Yusuf Kaplan ile AKP ve Cemaat üzerine !

19 Haziran 2012 Salı 02:38
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, ‘Gülen cemaatinde de, AKP'de de zafer sarhoşluğu var’ dedi.

Muhafazakâr medyanın vicdan mahallindeki önemli isimlerden Yeni Şafak yazarı
Yusuf Kaplan ile Hazal Özvarış'ın yaptığı söyleşinin dün yayımlanan ilk bölümü
“Ceket hazır bekliyoruz” sözleriyle bitiyordu.

Medya-iktidar
ilişkilerini sorgulayan Kaplan'ın, “Çok tehlikeli bir sürece gidildiğini
düşünüyorum. Medyanın, özellikle muhafazakâr dediğiniz medyanın iktidarla
ilişkisi bence çok iğrenç. Muhafazakâr medya kendisine ihanet ediyor” sözlerini
de içeren söyleşinin birinci bölümünü bu linkten
okuyabilirsiniz.

Söyleşinin bugünkü bölümünde de objektifi kültür ve
sanatın dindar-muhafazakâr sermayedeki yerine, Fethullah Gülen cemaatinin ufkuna
ve AKP’nin “gençlik” vizyonuna çevirdik.

“Gülen cemaatinde de, AKP
iktidarında da bir zafer sarhoşluğu var” diyen Kaplan’a göre cemaat, Bedüizzaman
Said Nursi’den beslenmesine rağmen “altın nesil” projesiyle entelektüel bir
birikim oluşturamadı. Gülen’i “düşünür” olarak kabul eden İslamcı aydınlara
“Sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım” diye itiraz eden Kaplan, AKP’nin
hem “dindar nesil” söylemini, hem de “Kuran-ı Kerim” ve “Hz. Peygamberimizin
hayatı” gibi seçmeli ders düzenlemesini “araçsallaştırma” olarak
değerlendiriyor.

Türkiye’nin kültürel alandaki asıl sorununu
“entelijansiyanın kültürel kaynaklar ile irtibatının kopmasında” gören Yusuf
Kaplan’ın şu sözleri ayrıca dikkate değer:

“1908'den itibaren kayıpları
oynuyoruz. (…) Batıda inanılmaz şeyler yaptılar ve tüm bunlar 50-60 seneye
sığdı. Peki, biz ne yaptık? İstanbul'a köprü diktik! Rezillik. Hiçbir şey yok.
Erol Akyavaş, Sinan bize bir şey söylemiyor. Arabesk ile eurobesk arasında
debelenip duruyoruz.”

Söyleşinin ikinci bölümü için sözü, tek parti
iktidarının Milli Eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel'in hakkını da teslim eden
İslamcı entelektüel Yusuf Kaplan’a bırakalım. Kaplan'ın T24'ün sorularına
verdiği yanıtlar şöyle:

‘Türkçe Olimpiyatları’nda kompleks
var’

- Gülen cemaati ve ufkuna dair hakkaniyetli yazılarınız
var, ancak diğer yandan cemaatin “nihai hedefi” tartışma konusu ediliyor. Şerif
Mardin, Neşe Düzel’e verdiği söyleşide “Ne hedeflediğini bilmiyorum, ben hâlâ
çözemedim” dedi, Kürşat Bumin Yeni Şafak'ta “hizmet”i sivil toplum kuruluşu
olarak görmediği yazdı. Sizce, Gülen cemaatinin ufkunda ne
var?


Şerif Mardin’in orada söyledikleri sadece cemaat ile
ilgili değildi. O röportajda Şerif Mardin’e yakışmayacak bir oryantalizm vardı.
Gülen cemaatine de, toplumun geri kalanına da çok aşırı oryantalist bakıyordu.
Acayip bir fobi vardı.

- Mardin’e haksızlık yapmıyor musunuz?


Hayır, çünkü kendisi çok ciddi bir haksızlık yapıyor.
Yaşadığımız tarihsel tecrübe, bütün farklılıkları bir arada yaşatabilmiş bir
tecrübedir. Avrupalıların farklı kültürleri, medeniyetleri bir arada
yaşatabilecek bir tecrübe ortaya koymaları mümkün olamadı. Biz bunu
yapabilmemize rağmen Kürt sorununu hâlâ nasıl yaşıyoruz anlayamıyorum. Bize
yakışmıyor.

- Peki, sizin merceğinizden bakıldığında Gülen
cemaatinin ufkunda ne var, anlatır mısınız?

Birkaç düzlemden
bakmaktan yanayım. Olumlu düzlem şu: Bence, Gülen cemaati Türkiye’nin tek başına
yapamayacağı bir şeyi okullarıyla inanılmaz bir şekilde yapıyor. Bu bir
sömürgecilik biçimi midir? Hayır, çünkü gidip oradaki insanların kültürlerine
müdahale etme, dönüştürme falan söz konusu değil. Ama Türkçe Olimpiyatları bu
açıdan biraz problemli. Bizim ulusal gururumuzu filan mı okşuyor?
Anlamıyorum.

- Türkçe Olimpiyatları’nı “kompleks” olarak mı
okuyorsunuz?


Kompleks tabii ki, kesinlikle. Bir aşağılık
kompleksi var ama bu normal, çünkü yaşadığımız anormal durumun bizi götürdüğü
bir normallikten bahsediyoruz. Madem 130-140 ülkenin insanını bir araya
getiriyorsun, bırak adam kendi dilinde söylesin! Bence asıl müthiş proje budur.
Böyle bir şeyi İHH yaptı, Yetim Sempozyumu’nda herkes kendi dilinde söyledi
söyleyeceğini, ama bu Türkiye’de haber olmadı. Mesela Zaman bile bunu hiç
görmedi.

- Bir yazınıza şu notu düşüyorsunuz: “Gülen cemaatine
dair mutlaka tartışılması gerekilen konular var.” Cemaate yönelik öne sürdüğünüz
bu “sömürgecilik” iddiasını mı, yoksa cemaatin sermayeyle ilişkilerini mi kast
ediyorsunuz?

Kastettiğim sermaye değil, post-modernlikle
başlayan yeni sömürgecilik dönemiydi. Bu biraz medyatik sömürgeciliğe evrildi.
Yeni oryantalizm ve sömürgecilik medya üzerinden çok acayip bir şekilde işliyor.
Mesela CNN International’ı veya BBC’yi izlediğinizde bunu çok net görüyorsunuz.
BBC mesela Mısır’a gidiyor; camiye, üniversiteye giriyor ve Kur’an okuyan
çocukları gösteriyor. Arkasından hemen El Kaide’yi gösteriyor. Ben semiyolojiyi
biliyorsam bu şuna çıkıyor: “İslam eşittir terörizm.” Bu çok ahlaksızca bir şey!
Çok vicdansızca.

- Söylediğinizi tersten okuduğumuzda
örnekler, Yeni Şafak'taki yazınızda yer alan şu cümlenizde mi yatıyor: “Zaman ve
STV’nin Ergenekon davasına ilişkin haberleri Siyonist, zorba şebekelerin
yayınlarından farksız.”


Kesinlikle, aynı mantık işliyor.
Üstelik çok primitif (ilkel) bir şekilde işliyor.

‘Cemaatten ekonomik
şeffaflık istenmek vahşilik’

- Gülen cemaatinin kurumsal yüzü
olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın isminin altını çizerek soralım; mesela
gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitabının toplatılma sürecinde gösterdiği
suskunluk sizce olağan mıydı?


Değildi, en azından şık
değildi. Siyasi teoloji üzerinden hareket ediyorlar.

- Açar
mısınız?


Siyasi teoloji, derken pornografiye teslim olmayı
söylüyorum. Amaç, araçsallaştırılıyor. Bu tüm Türkiye'nin de sorunu. Laiklik,
teoloji malzemesine dönüştürüldü, şimdi biraz kırıldı gibi gözüküyor ama yeniden
patlamak üzere.

- Sizce bugün de din mi
pornografikleştiriliyor?


Böyle bir şey var, doğru. Bunu da
yazmıştım.

- Şahin Alpay, “Fethullah Gülen’in en önemli
telkininin ‘para kazanın’ olduğunu” söylerken AKP MYK üyesi Ayşe Böhürler,
cemaatin şeffaf olmamasını eleştirmişti. Şeffaflık sizin eleştirileriniz
arasında da yer alıyor mu?


Cemaatlerde “şeffaflaşma” gibi
kavramlar ne kadar karşılık bulur bilmiyorum. Sonuçta, cemaat böyle yeknesak,
homojen bir şey değil; ekonomik, kültürel, sosyolojik olarak bir yığın farklı
toplum kesimlerinden gelen insan var. Onu şeffaflaştırmak da o kadar kolay
değil. Ayrıca bu, cemaati tek bir kalıba sokmak gibi bir şey. Bu çok vahşice.


-Şeffaflık istemek mi?

Evet. Ekonomik
olarak şeffaflık istenmesi olmayacak bir şey. Siyasi parti veya herhangi bir
kurumun mecburen şeffaflaşmasını istersiniz ama aynı durum cemaatler için
geçerli değil.

‘Gülen cemaatinde de, AKP'de de zafer sarhoşluğu
var’

-Ancak MİT krizi ve ardından CMK 250 çerçevesinde Gülen
cemaatinin tutumuna yönelik eleştirilerin ana hattında “Hizmetten öte siyasete
giriyorsunuz” fikriyatı yer aldı. Cemaatin “hizmet” dışına çıkması şeffaflık
eleştirilerinin artmasında sizce ne kadar etkili?

Bir
euphoria yaşanıyor... Gülen cemaatinde de, AKP iktidarında da bir zafer
sarhoşluğu var. Bunu hem kendileri, hem de Türkiye’nin geleceği açısından hiç de
sağlıklı bulmuyorum; çünkü bu durum çok büyük yanlışlıklar yaptırıyor. Daha da
kötüsü kendi hatalarınızı görmenizi engelliyor, gözünüzü körleştiriyor. Bunun
faturası orta ve uzun vadede topluma çok pahalıya patlayabilir. Onun için bence
hem cemaatin, hem de AKP’nin çok ciddi bir şekilde oturup “Biz ne yapıyoruz,
yaptığımız şey ne kadar karşılık buluyor?” diye özeleştiri yapması lazım.
Aslında İslami gelenekten geldikleri için kendi özeleştirilerini yapabilecek
durumdalar. “Bizim parayla bu kadar ilişkimiz normal mi”, “Bizim her türlü
iktidar biçimiyle ilişkimiz normal mi” diye sormalılar
mesela.

- “Biz” derken sanki özneleri
genişlettiniz?


Cemaati, AKP’yi ve bütün Müslümanları
kastediyorum. İktidar, bozan bir şeydir, dekadanttır. İlle de Foucault’nun
kavramları üzerinden konuşmaya gerek yok, bu tarih boyunca
böyledir.

‘İcat edilen yerli elitokrasi ne kadar yerli
şüpheliyim’

- MİT krizinde “mademki külfetler paylaşıldı,
nimetler de paylaşılsın” kavgası yaşanıyor, demiştiniz. Bugünkü “Ergenekoncular
çıkacak” diyen Gülen cemaati ile “MİT krizinde gördük, devlet içinde devlet var”
diyen AKP, “nimet kavgası”nın ikinci raundunda mı?


Olabilir,
ama çok emin değilim. Ne olup bittiğini aktüel takip etmediğim için bilmiyorum.
Ama bu soruda başka bir şey söyleyeyim: Türkiye’de Bizanslaştırma kastıyla da
ilintili çok fazla konuşulmayan bir şey var. Türkiye’de yakın zamana kadar bir
elitokrasi vardı ve bu elitokrasi bu ülkenin yerli çocuklarının oluşturduğu bir
elitokrasi değildi. Burada kimseyi aşağılayan, azınlıkları hedef tahtası haline
getiren bir şey söylemiyorum; medeniyet fikrinden söz eden biri olarak böyle bir
şey söylemem mümkün mü? Ama bu ülkede çok küçük bir azınlık Türkiye’nin
ekonomisine TÜSİAD ile birlikte çekidüzen verdi. Ülkenin kaynaklarını küresel
aktörlerin, sistemin çıkarları doğrultusunda kullandı. Hâlâ da Türkiye’de gerçek
iktidar, “görünmeyen el” 350 kişilik bu “şebeke.”

Türkiye’de NATO ve
MI5’ın (İngiliz Gizli Servisi) oluşturduğu 1940’lardan itibaren oluşan bir düzen
vardı. Derin devletin omurgasını bunlar oluşturuyordu. Şimdi bu yapı çöküyor ki,
bu iyi bir gelişme, çünkü dışarıdan güdümlülerdi. Şimdi bu elitokrasi değişiyor
ve yerine yerli bir elitokrasi icat ediliyor. Bu yerli elitokrasinin kim
olduğunu bilmiyorum, ama ne kadar yerli olduğundan şüpheliyim. Yani gerçekten bu
ülkenin yerli insanları mı? Biz bu ülkede birtakım demokratikleşme süreçlerini
en tabandan harekete geçiremeyeceksek bizim işimiz zor
demektir...

‘Fethullah Gülen, düşünür değil elbette’

-Yusuf Bey,
hayallerinizin başında medya ve akademi kurmak yer alıyor. Öncü nesilleri
önemseyen biri olarak şu soruya vereceğiniz yanıtı önemsiyoruz: Gülen cemaati
“altın nesil” projesiyle entelektüel bir birikim oluşturabildi mi?

Böyle
bir şey yok, olmadı. Cemaatin beslendiği kaynak Bedüizzaman, Cumhuriyet
tarihinin Osmanlı'ya sarkan sürecinde gelmiş en büyük düşünürdür.
Bedüizzaman’dan beslenen cemaatten çok büyük düşünürlerin çıkması gerekiyordu.
Maalesef bu konuda çok büyük bir boşluk var.

- Bu
sözlerinizden Fethullah Gülen’i düşünür olarak görmediğiniz sonucu mu
çıkıyor?


Fethullah Gülen düşünür değil elbette. Ama “Kalbin
Zümrüt Tepeleri” başlıklı dört ciltlik kitabı son yüzyılın klasikleri arasına
girdi şimdiden.

- “Elbette” dediniz, ama başta İslami
çevreden olmak üzere bazı aydınlar için Gülen çok önemli bir düşünür. Siz hangi
noktada bu görüşten ayrılıyorsunuz? Fark nerede?

Sapla
samanı karıştırmamak lazım.

‘İslami çevrelerin entelijansiyası
zırcahil’

- Peki, dindar sermayenin gözünde sanatın,
edebiyatın, sinemanın yeri var mı?


Olmaz olur mu? Henüz çok
yetersiz, ama bu bir süreç işi.

- Bir değişim ihtimali görüyor
musunuz?


Tabii ki. Bunu cemaatle de sınırlamak istemiyorum.
İslami çevrelerin sanat yapma, düşünce üretme konusundaki kaynakları
Türkiye'deki hiçbir kesimin sahip olmadığı kadar derin; Mevlana, İbn-i Arabi,
Gazali, İbn-i Sina, Yunus, Sinan, Itrî vs. Sinan sadece dâhi bir mimar değil,
büyük bir düşünürdür aynı zamanda, eserlerinden düşüncesinin gramatolojisini
çıkarabilirsiniz. Ama Türkiye yörüngesini yitirdi ve kaynaklarıyla irtibatı
koptu. Semantik bir intihar yaşadık. Kendi kaynaklarımızı anlayamayacak duruma
düştük. İslami çevrelerin entelijansiyasından bahsediyorum. Zırcahil bir
entelijansiya bu.

Sinemada, mimaride, felsefede, yani düşüncenin bütün
alanlarında birinci sınıf sıçramalar yapmamızı sağlayabilecek kaynaklarımız var.
Ama Semih Kaplanoğlu bir film yaptı ve gördük ki bu entelijansiya o filmi
anlayabilecek bir dile sahip değil. Yine Erol Akyavaş diye bir ressam çıkardık…
Dünya tanıyor. Biz Akyavaş’ın estetiğini, dilini çözebilecek durumda bile
değiliz. Çünkü Kaplanoğlu’nun da, Akyavaş’ın da beslendiği kültürel, entelektüel
ve estetik kaynaklarla ilişkimiz “sıfır.” O yüzden ikisinin ürünlerine de “bön
bön” bakıyoruz!

‘Hasan Âli Yücel'in İslami çevrelerde yanlış
anlaşılan tarafı var’


- “Bir Hasan Âli Yücel
çıkartamadık” diyorsunuz. Ne demek Hasan Âli Yücel
çıkartmak?


Hasan Âli Yücel’in İslami çevrelerde yanlış
anlaşılan bir tarafı var. "Yücel sadece batılı klasikleri çevirdi" diyorlar. Ama
Yücel, aynı zamanda doğu klasiklerini, Mevlana, Yunus Emre, İbn-i Haldun,
Firdevsî dâhil tasavvuf ve felsefe literatürünü de aktardı. Biz bunu atlıyoruz.
Hasan Âli Yücel'den sonra da Cumhuriyet döneminde kimse çıkmadı. Böyle rezillik
olmaz. Kendi kaynaklarıyla barışık olmayan bir toplumun entelijansiyasının
kendisiyle ve dünyayla barışık olması mümkün değil. Biz kendimizi
kandırıyoruz.

(“Çok yüksek sesle konuşuyorsunuz” diyen beyaz sakallı,
dinç bir adam beliriyor yanımızda. “Belki farkında değilsiniz, özür dilerim"
dedikten sonra gidiyor.“Konferansta gibi hissettim” diyerek gülümseyen Kaplan
devam ediyor).

Konuştuğumuz konular cemaat, iktidar vs. bence
arızî, geçici konular. Asıl mesele şu: Türkiye nereye gidiyor? Kendisine
gelebilecek durumda mı? Kendisiyle barışık mı? Türkiye’nin bir self’i (özü)
olacak mı? Türkiye yeniden tarih yapabilecek bir yolculuğa çıkacak mı, yoksa
tarihte tatil yapmaya devam mı edecek?


'İktidarın en büyük
suçu; özeleştiri gerekliliğini kavrayamaması'

- İslami kesim
bir özeleştiri vermeden, bu özü oluşturmak ne kadar
mümkün?


Tabii ki mümkün değil. Nefis bir soru. İktidarın da
en büyük suçlarından birisi özeleştiri gerekliliğini kavrayamaması. Bence bu bir
suç. Faşizan bir şeyden bahsetmiyorum, ama iktidar kültürel sıçrama için bir
zemin oluşturabilirdi. Dalga kuramasa bile dalga kırabilirdi. Bunu fark
edemedi.

- Başbakan Erdoğan’ın kitaplara yaklaşımı konusunda
bir ipucu, “İmamın Ordusu” kitabı için dile getirdiği "Bazı kitaplar bombadan
daha tesirlidir" cümlesinden geldi. Bu ifade sizde nasıl yankı buldu?


Bombadan tehlikeliyse, o kitap kitap değildir. Başka bir
şeydir.

- Nedir?

Burada ideolojik bir siyasi teolojiden
bahsediyoruz.


- Kitabı okudunuz mu?

Kitabı niye
okuyacağım ki? Uyduruk bir şey. Bir satırını bile okumam.
Değmez.

- Kitabı okumadan bunu söylemek ne kadar doğru?


Film teorilerinde doktora yaptım. Oradan cevaplayayım, bir
film 10 saniyelik bir kesit o filmin ne olduğunu, dilini anlamam için
yeterli.

- Maksadımız beğeniden ziyade bir kitabın
yasaklanmasını sorgulamak...


Kitaplar yasaklanamaz ve ben
bunu kabul etmiyorum.

‘Din dersleri kaldırılmadığı sürece, din
kurtulamaz’


- Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa
İsen'in “muhafazakâr sanat” çağrısını “60 yıldır ‘siyasi’ iktidardınız, ne
yaptınız bu ülkede” sözleriyle yanıtladınız. 60 senenin somutlaştığı 10 senede
AKP önceliğini nereye koydu?

AKP'nin yaptığı en önemli iş, Türkiye'nin
kendini bulmasını sağlaması oldu. En önemli başarısı bu oldu ama AKP’nin
zaafları da burada gizli.

- Açar mısınız?


Türkiye'nin kendini bulma yolculuğunda, sömürgeciliğin
ardında bıraktığı sorunları göz ardı ettiğimiz için çok ciddi sorunlarla
karşılaşmaya başladık. Suriye ile yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu, şimdi
kanlı bıçaklıyız. Bu, gerçekleştirilen yolculuğun yanlış olduğu anlamına
gelmiyor; o sömürgecilikten çıkamadıkları anlamına geliyor. Şimdi Rusların,
Fransızların, İranlıların desteklediği bir direnç var. Bu direncin hem anlamlı,
hem anlamsız tarafları var. Arap dünyasındaki bu hareketleri çok masumane
hareketler olarak görmüyorum.

Bizanslaştırma dediğim biraz da bu. İslam’ı
Amerikan seküler-kapitalist düzenine itiraz etmeyecek hormonlu bir kimliğe
büründürmek istiyorlar. Bu komplo filan değil, yeşil kuşak projesini biliyoruz.
Bu çok örtük bir şekilde yapıldı. Baktılar ki Fas’tan Malezya'ya kadar İslami
söylemler en güçlü söylemlere dönüştü, bunun durdurulması gerekti. Yoksa bir sel
gibi alıp götürecekti. Bu yüzden soğuk savaş dönemi bitirildi. Bu sayede küresel
sistem ayakta durabiliyor. AKP bunu görmüyor, zaafı burada.

-
AKP sizce ne yapmalıydı?


Bir sermaye birikti ve bu sermaye
bir türlü kültür, sanat gibi düşünce öğretebilecek kurumları geliştirmeye
aktarılamadı.

- Dindar gençlik, 4+4+4, dini içerikli seçmeli
ders çıkışları sizce “öncü nesiller” için geçerli bir adım mı? Yoksa dini
araçsallaştırma mı?


Evet, süper bir soru. Bir
araçsallaştırma bu. Din medeniyeti bir tek İslam medeniyeti demek değildir ki.
Oradan bir şey çıkmaz, bunlar komik şeyler. Din dersleri kaldırılmadığı sürece,
din kurtulamaz. Söylemek istediğim şey şu: İster AK Parti, İster Pak Parti
iktidar olsun, bu ülkenin entelijansiya sorunu var. Çünkü bu ülkedeki
entelijansiyanın self'i (özü) yok. Ödünç kimlik ve kavramlarla bir dünya
kuracağımızı zannediyoruz. Tarihte bunun örneği yok. Bence asıl sorun
Türkiye'nin bir şekilde bütün kesimlerinin Marksist, ateist, gayrimüslim, kim
olursa olsun beraber yaşayamamasıdır. Gayrimüslimlerin sürülmesi bu ülkenin 100
yılına mal oldu.

‘Arabesk ile eurobesk arasında debelenip
duruyoruz’

Zaten, 1908'den itibaren kayıpları oynuyoruz. Bir
Batı tarihine bakın, bir de bize bakın. Nietzsche'yi, Schopenhauer'ı düşünün;
romantikler, ekspresyonistler, Dadacılık, sürrealizm, varoluşçuluk var. Batıda
inanılmaz şeyler yaptılar ve tüm bunlar 50-60 seneye sığdı. Peki, biz ne yaptık?
İstanbul'a köprü diktik! Rezillik. Hiçbir şey yok. Erol Akyavaş, Sinan bize bir
şey söylemiyor. Arabesk ile eurobesk arasında debelenip duruyoruz.

Bugün
mezarları okuyamıyorum. Böyle saçmalık olur mu? Örneğin, Nilgün Abisel Türk
sinema tarihini yazmış ama 1928'den itibaren yazmış! Neden biliyor musunuz?
Çünkü Osmanlıca bilmiyor? İnanılmaz. Birine sor, çevirt, o kaynaklar oldukları
gibi duruyor. Bizim kaynaklarla ilişkimizde bir sorun var. Latin Amerika, Afrika
sineması sıçrama yapıyor, İran sineması patlıyor, ama biz yapamıyoruz. Neden?
Çünkü biz bunu hak etmiyoruz. Bir fikir, oluş ve varoluş çilesi gerektiren
işler, bu tür “işler!”

Bu haber 3953 kez okunmuştur.
Kategori:
Bu haberde sizin de yorumunuz yayınlanabilir! Lütfen üye girişi yaparak bir yorum gönderin.
Yorum gönderebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye Girişi | Üye Ol
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
Suriye meselesi bir tuzak mı?

Evet bu bir tuzaktır.% 75(9)
Hayır tuzak değildir.% 16.67(2)
Bir fikrim yok.% 8.33(1)
Takımlar O G B M P
1DG Sivasspor 11003
2Yeni Malatyaspor 11003
3Yukatel Denizlispor 11003
4A. Alanyaspor 11003
5Antalyaspor 11003
6Çaykur Rizespor 11003
7Kasımpaşa 10101
8Trabzonspor 10101
9Konyaspor 10101
10MKE Ankaragücü 10101
11Fenerbahçe 00000
12Gazişehir FK 00000
13Gençlerbirliği 10010
14Göztepe 10010
15İM Kayserispor 10010
16Galatasaray 10010
17Beşiktaş 10010
18M.Başakşehir 10010
Şampiyonlar Ligi
UEFA Kupası
Küme Düşenler
İMKB 100
99.438
DOLAR
3,5303
EURO
3,9309
Cumhuriyet Altını
946,34
Copyright © 2010 Intolia Haber Yazılımı - Tüm Hakları Saklıdır | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.