Tan ve Kaplan Karaman'a cevap verdi

Tan ve Kaplan Karaman'a cevap verdi

20 Mayıs 2012 Pazar 12:35
Hayrettin Karaman'ın kundakçı hikayesi üzerinden verdiği fetva tartışması devam ediyor. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan bugün Taraf Gazetesi'nde yazdığı yazıda Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman’a şunu sordu:

"Muhterem Hocam, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan 19 Nisan 2012 tarihli “Bölünmeye Giden Yol Kapatılmalıdır”, 29 Nisan 2012 tarihli “Tefrika Savunulamaz”, 17 Mayıs 2012 tarihli “Ümmeti birleştirmek farz, bölmek haramdır” ile “İslami Görüş” başlıklı yazılarınız büyük tartışmalara sebep oldu.

Özellikle size karşı derin bir muhabbet beslemekte olan Müslüman Kürt kardeşlerimizin önce zihinlerinde, sonrasında ise yüreklerinde ciddi fırtınalar ve sarsıntılar meydana geldi. TV kanalları, gazete, dergi ve internet sitelerinde bu konuyla ilgili binlerce yorum yer aldı.

Zat-ı alinizle ilgili olarak Hz. Peygamber’in (S.A.V) torunu Hz. Hüseyin’in katline İslam adına fetva veren Emevi “âlimleri” nden; Osmanlı padişahı 3. Mehmed’in “Nizam-ı Alem” adına bir kısmı kundakta olmak üzere 19 kardeşini öldürmesine fetva veren Şeyhülislamı’na kadar bir çok göndermede bulunuldu.

Ben şahsen; bu güne değin yayınlanan yazılarınız ve sizi tanıdığım kadarıyla bu derece bir eleştiriyi hak etmediğiniz kanaatindeyim.

Sizinle 12 Haziran 2012 tarihine kadar Abant Platformu Yönetim Kurulunda yaklaşık dört yıllık bir birlikteliğimiz oldu. İnsanların uzaktan tanıdıkları çoğu insan hakkındaki duygu ve düşünceleri, yakından tanıdıklarında müspet veya menfi yönde, farklılıklar gösterip değişebilir. Sizi yakından tanıdıkça İslâmi müktesebatınız, yaşınız ve ciddiyetinizin yanında bir çoğu çocuğunuz yaşındaki kişiyle (ben de dahil) samimi, mütevazı ve nüktedan arkadaşlığınız beni etkiledi. Özellikle Edebiyat, Türk sanat müziği ve Klasik Türk musikisine olan ilginiz, repertuarınızın zenginliği bu etkiyi daha da derinleştirdi.

İnşallah aynı duygu ve düşüncelerim bundan sonra da devam eder.

Gelelim 19 ve 29 Nisan 2012 ile 17 Mayıs ve 18 Mayıs 2012 tarihli yazılarınızın muhtevasına: En azından şimdilik yazılarınızın muhtevası ile ilgili bir eleştiride bulunmak istemiyor, ancak bu hakkımı, ileride kullanmak üzere, mahfuz tutuyorum.

Yazılarınızla ilgili tartışmaların ana ekseni Kürt sorunu. Osmanlı’nın son döneminde başlayan, İttihat ve Terakki ile alevlenen, Cumhuriyet döneminde ise bir yangına sebep olan ve nihayet son 30 yılda ise bu yangınla birlikte toplum hayatını allak bullak eden bir kasırga haline dönüşen Kürt meselesi; Türkiye’nin çözüm bekleyen en büyük sorunu.

Bu sorunla ilgili neredeyse “edilmedik kelam, söylenmedik söz” kalmadı. Herkesin kendine özgü bir tanımı ve yine kendi meşrebine göre bir “çözümü” var. Biz Müslümanlar için ise sorun o kadar kolay değil! Üzerinde ittifak ettiğimiz bir “reçetemiz” yok.

Takdir edersiniz ki doğru bir reçete yazılabilmesi için öncelikle doğru bir teşhis, teşhisin zor olduğu vakalarda ise konu ile ilgili uzmanların yan yana gelerek konsültasyon yapmaları gerekir.

Neredeyse hemen her konuda fikir beyan eden, ‘Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog’ tan ‘Finans kuruluşlarının nasıl işleyeceği’ne kadar “fetvalar” geliştiren Müslüman âlimlerin, molla, şeyh, aydın ve entellektüellerin; bu güne kadar, Kürt sorununun çözümü için kafa kafaya vererek ortaya koydukları aklıselim bir mütalaaları ve çözüm önerileri yok! Son 30 yılda 50 bin insanımızın hayatına ve ekonomik tahribat olarak ta, bazı hesaplara göre 1 trilyon dolara mal olan bir sorun ile ilgili tek bir ‘fetva’ yok!

Tüm tartışmaların ana ekseni ‘Ümmetin birliği’, ‘PKK’, ‘Bölünme’, ‘Parçalanma’ ve ‘Dış güçlerin oyunlarına alet olma’, ‘Zerdüştlük’, ‘Kürt aydınlarının Sosyalistliği-Marksistliği’!

Kürtlerin ‘derdinin dermanı’ ile ilgili ‘üç satır’ ise yok!

Halbuki soru çok basit!

İslam ümmet anlayışına göre Arnavut, Boşnak, Kürt, Türk, Arap, Gürcü, Fars,...birlikte yaşayan Müslüman kavimlerin İslam ümmeti (Milleti) içindeki kavim hakları nelerdir? Sanırım bu basit sorunun cevabı da çok zor değil!

Peki bu basit sorunun çok da zor olmayan ‘üç satırlık’ cevabı neden bulunamıyor?

Ahmet ALTAN’ın mealen: “Ümmetçi olmaları gereken Türkiyeli/Türk Müslümanların damarlarına Kemalizm’in ulusçuluğu zerk edildi, zehirlendiler” tespiti doğru mu?

Birçok Müslüman Kürdün (eşim de dahil) “çerçeveletip duvara asılacak” değerde bulduğu bu yazıyı neden Laik-Seküler Ahmet ALTAN yazdı/yazabildi de onun yerine bizim anlı şanlı “abilerimiz” molla ve şeyhlerimiz yazmadı/yazamadı?

Bilgi ve birikimleri mi, yoksa cesaretleri mi yetmedi?

Yüzlerce Kürt alim, şeyh ve mollasının padişahtan ihsan peşinde olduğu bir dönemde Sultan Abdülhamid’in maaş teklifini red ederek Kürdistan’da Arapça, Kürtçe ve Türkçe öğrenim verecek bir üniversite açmak isteyen ve bu nedenle önce tımarhaneye, sonrasında ise hapishaneye atılan ‘Bediüzzaman Said’i Nursi’ler ‘öldü’ mü?

Muhterem Hocam;

Maruzatımı fazla uzatmak istemiyorum. Bu sorunu ister;

1- Müslüman kavimlerin birlikte nasıl yaşayacakları fert ve kavim haklarının ne olduğu? ister;

2- Kürtler ile Kemalist Ankara arasında bir sorun ve isterseniz;

3- Türklerle-Kürtler arasında bir sorun olarak tanımlayınız.

Eğer son maddedeki gibi “Türklerle-Kürtler arasında bir sorun” olarak görüyorsanız “aslihu beyne axeveykum” doğrultusunda; yok eğer; 1’inci ve 2’inci, maddelerdeki bir sorun olarak görüyorsanız yazınızda benim de altına imzamı koyacağım bir şekilde belirttiğiniz “Kürt, Türk, Arap, Farsi, Berber,...bütün Müslümanların âkil adamları, Müslüman kanaat önderleri bir araya gelmeli, olup biteni müzakere etmeli, ümmetin yoluna ışık tutacak açıklamalar yapmalıdırlar” öneriniz doğrultusunda sizden bir çözüm şekli ortaya koymanızı bekliyorum.

Yine yazınızda belirttiğiniz “Vatandaşlık esasında birlik ve eşitlik” ile neyi ifade etmek istediğinizi merak ediyor, öğrenmek istiyorum.

Daha açık, pratik ve somut bir yol olarak Kürt meselesinin hallinde siz Hayrettin KARAMAN, Fethullah GÜLEN Hocaefendi, Ali BULAÇ ve Osman TUNÇ’un (bildiğim kadarı ile ikisi Türk, biri Arap ve biri Kürt) hakemliğini öneriyorum.

Bu kişilerin İslami bilgileri, birikim ve uzmanlıkları tüm kamuoyunun malumu.

Şüphesiz ki bu listeye bir çok muhterem isim daha ilave edilebilir, ancak tekraren belirtmek isterim ki konunun aciliyeti açısından somut ve netice alıcı adımlar atma mecburiyeti var.

Ben, şahsım adına; bu dört kişinin ittifaken verecekleri fetvaya (çözüm önerisine, yoluna, neticesine) uyacağıma ve tüm siyasi hayatım boyunca bu fetvanın dışında bir çözüm şekline itibar etmeyeceğime herkesin önünde söz veriyorum.

Bir araya gelerek bize çıkar bir yol göstermez iseniz ruz-i mahşerde sizlerden davacı olacağım. Bu dünyada ise Müslüman hassasiyetimi sonuna kadar muhafaza etmeye çalışarak mücadeleme devam edeceğim.

En kısa zamanda cevap vermeniz umuduyla hürmetlerimi arz ederim hocam."


HİLAL KAPLAN- HAYRETTİN KARAMAN'IN FETVASINI YAZDI

Hayrettin Karaman'ın kundakçı fetvası üzerinden verdiği federasyon ile ilgili fetvası tartışılmaya devam ediyor. Karaman Hoca'ya cevap veren Yeni Şafak Yazarı Hilal Kaplan, 'Yaratılmış her dil gibi Allah'ın ayetlerinden olan Kürtçeye 'bilinmeyen dil' muamelesi yapılmasına ilişkin kaç alimimiz bize yol gösterici, içimize su serpen söylemler kurmuşlardır?' diye sordu.

"Başlığı, Hayrettin Karaman Hoca'nın 'Üniter devlet, İslâm'ın şartı mıdır?' yazıma cevaben kâleme aldığı makalesinden ödünç aldım. Zira bu noktada aramızda herhangi bir görüş ayrılığı mevcut değil. Ümmetin birliğini tesis etme doğrultusunda tamamen hemfikiriz. Ancak bu amacın, hangi araçlar çerçevesinde hayata geçirilebileceği noktasında görüş ayrılığımız mevcut.

Muhterem Karaman, birliği sağlamanın yolunun merkeziyetçi bir siyasal yapıdan ve federasyon gibi düşüncelerin açıklanmasının dahi yasaklanmasından geçtiğini savunuyor. Bendenizse illa federasyonu ima etmeyen ama ademi merkeziyetçi olan bir siyasal yapıya ek olarak düşünceleri yasaklamanın onları sadece daha güçlendirdiğinden, tarihimizin buna ilişkin derslerle dolu olduğundan hareketle her tür ayrılıkçı fikriyatın da serbestçe dile getirilmesini savunuyorum. Ayrılıkçılığa karşı olmakla beraber, bu karşı duruşun haklılığının ortaya çıkmasının imkânının bastırmaktan değil, bilakis özgüvenle tartışmaktan geçtiğine inanıyorum. (Karaman Hoca'nın girmemizin caiz olduğunu söylediği Avrupa Birliği'ne üye olduğumuz takdirde, bu tartışmaların hiçbir anlamı kalmayacağını da hatırlatayım. Zira hem ayrılıkçılık düşünce özgürlüğünden sayılacak hem de AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kabul edilmiş olacak.)

Ayrıca muhterem Karaman, sıklıkla Sultan Abdulhamit dönemine vurgu yapıyor. Lâkin o dönemki özgürlük savunusunun ayrılıkçılığa evrilmesinin sebebinin tam da 'istibdat rejimi' pratikleri olduğunu göz ardı ediyor. Yönetimin giderek merkezîleştiği ve jurnallenme korkusuyla, fikirlerin serbestçe dolaşımda olmadığı ama gizliden gizliye yayılarak alan bulduğu bir ortamın ayrılıkçı akımlara daha da güç katmış olduğu ihtimali üzerinde durmuyor. İkinci Meşrutiyet öncesinde yapılan reformların, 'çok az ve çok geç' bir çerçevede gerçekleştirildiğini ve belki de günümüzdeki sorunun biraz da bu olduğunu göz önünde bulundurmuyor.

Ayrıca Hoca'nın bölünme tehlikesini bertaraf etmeye ilişkin verdiği bir örnek de meselenin bam telini oluşturuyor. Hz. Ebubekir'in halifeliği döneminde Ensar'dan olanlar kendilerinin de ayrı bir başkanlığı olması gerektiğini savunurlarken Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer, buna şiddetle karşı çıkıp (ama bu düşünceyi dile getirenlere tazir cezası vermeden) Ensar'dan bir başkan yardımcısı (vezir) olmasını uygun görüyorlar. Yani bizzat Hz Peygamber (sav) tarafından kardeş kılınmış iki halkın (Ensar ve Muhacir) ortak bir siyasal yapı oluşturarak yönetimde söz sahibi olmalarını öngörüyorlar. Bu örneği günümüz bağlamında, anakronizme düşmeden nasıl okumak gerekir? Kaldı ki İslâm coğrafyası genişlerken siyasal yapı olabildiğine merkeziyetçi mi tutulmuştur, yoksa son kertede Halife'ye bağlı olsa da ademi merkeziyetçi bir yönetim biçimi mi tercih edilmiştir? Bu soruların cevabı bulunursa, ümmetin birliğinin nasıl sağlanabileceği hususunda da yol almamız kolaylaşır kanaatindeyim.

Karaman Hoca, yazısında her Müslüman'ın katılması gereken bir yol haritasını da bizimle paylaşıyor:

'Biz ümmette dindarlığı, din kardeşliği şuurunu, imanını ve hayatını güçlendirmeye çalışalım; bunu yaptığımızda, bu konuda başarılı olduğumuzda 'ümmeti birliğe götüren adımlar' arkadan gelir ve ona kimse mani olamaz.'

Ben de, tam bu noktada, geçen yazımda sorduğum sorulara cevap aramaya devam ediyorum. Çünkü 'din kardeşliği şuuru'nu pekiştirecek olan adımların aşağıdaki hususlarda neden ısrarla atılmadığını merak ediyorum:

'Peki, birleşmeyi, bütünleşmeyi, hak ve adaleti sağlamak için işbirliğini güçlendirecek işlere Kürt olmayan Müslüman alimler ne kadar katkı sunmaktadırlar? Örneğin 34 gencecik insanın bombalar altında, etleri eriyerek can verdiği bir hadise karşısında kaç Müslüman alim kâlemini oynatma gereği duymuş, yetkilileri göreve çağırmıştır? Yaratılmış her dil gibi Allah'ın ayetlerinden olan Kürtçeye 'bilinmeyen dil' muamelesi yapılmasına ilişkin kaç alimimiz bize yol gösterici, içimize su serpen söylemler kurmuşlardır? (...) Dine oldukça mesafeli, yer yer düşman bir hareket bu halkın (Kürtlerin) içerisinde karşılık bulduysa bunda biraz da Müslüman alimlerimizin aynaya bakıp kendilerine sormaları gereken bir yön yok mudur? Bu özeleştiri yapılmadan, 'bölücüleri cezalandırmak gerekir' fetvasının kaçınılmaz olarak Kemalist düzenin yok edici tavrını hatırlatacağı akıl edilememekte midir?'

Alimlerimiz, kardeşliği pekiştirecek öncü işlere imza atmadığı, yani toplumsal olana bizzat elleriyle dokunup katkı sunmadıkları müddetçe; siyasal alana dair verdikleri her yasaklayıcı hüküm sadece onların ikna kabiliyetini değil; diğer Müslümanların ayrılıkçı akımlara karşı elini de zayıflatmaktadır.

Mesele bilmek kadar, ilmiyle amel etmektir. Umarım yakın zamanda bu gerçeğin farkına varılır."

Bu haber 4405 kez okunmuştur.
Kategori:
Bu haberde sizin de yorumunuz yayınlanabilir! Lütfen üye girişi yaparak bir yorum gönderin.
Yorum gönderebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye Girişi | Üye Ol
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
Suriye meselesi bir tuzak mı?

Evet bu bir tuzaktır.% 75(9)
Hayır tuzak değildir.% 16.67(2)
Bir fikrim yok.% 8.33(1)
Takımlar O G B M P
1Galatasaray 34209569
2M.Başakşehir 341910567
3Beşiktaş 34198765
4Trabzonspor 34189763
5EY Malatyaspor 341381347
6Fenerbahçe 3411131046
7Antalyaspor 341361545
8Konyaspor 34917844
9A. Alanyaspor 341281444
10İM Kayserispor 3410111341
11Çaykur Rizespor 349141141
12DG Sivasspor 3410111341
13MKE Ankaragücü 341171640
14Kasımpaşa 341161739
15Göztepe 341151838
16Bursaspor 347161137
17BB Erzurumspor 348111535
18Akhisarspor 34691927
Şampiyonlar Ligi
UEFA Kupası
Küme Düşenler
İMKB 100
99.438
DOLAR
3,5303
EURO
3,9309
Cumhuriyet Altını
946,34
Copyright © 2010 Intolia Haber Yazılımı - Tüm Hakları Saklıdır | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.