Ali Ünal ; islamcılık ve bediüzzaman

Ali Ünal ; islamcılık ve bediüzzaman

01 Ekim 2012 Pazartesi 01:39
Ali Ünal, "islamcılık ve bediüzzaman" başlıklı yazısında Ali Bulaçı sert eleştirdi.



İslâmcılık ve Bediüzzaman



"Arap baharı" sürecinde İslâmcılık tartışması
başlatılmasını iki sebebe bağlıyorum: (1) Entelektüellerin kendilerini fazla
önemsemesine; (2) "Arap baharı"nın bazı Türkiye İslâmcıları için
artık bittiği öngörülen İslâmcılık adına yeni bir ümit olarak görülmesine.



Entelektüellerin özellikle Türkiye'de "en küçük"
bir tarikatın şeyhi kadar olsun kalıcı tesiri yoktur. Bediüzzaman'ın enfes
tesbitiyle, insan vicdanı dört rükünden oluşur ve bu rükünler, ruhun da
duyularıdır: Zihin, kalb, irade ve his. Zihnin vazifesi, ma'rifetullahtır;
kalbin vazifesi, Allah'ı müşahede; iradenin vazifesi, Allah'a ibadet; hissin
vazifesi, Allah'ı sevmektir. Din, vicdanın bu dört rüknüne hitap ve onları
tatmin eder. İnsanı, bilhassa Müslüman'ı hareket geçiren, öncelikle kalb ve
histir. Batı'da "aydınlanma" denilen ve aklın Din'den kopmasına
dayanan akımın ürettiği entelektüelin Müslüman'ı da, bu dört rükünden sadece
zihnin bir fakültesi olan teorik akla hitap eder ve genellikle ma'rifetullahtan
da yoksundur. Dolayısıyla, entelektüelin bilhassa kitleler üzerinde etkisi
yoktur. Oysa İslâmî hareket, kitleler, halk üzerinde yükselir ve peygamberlere
ilk inanan, nebevî İslâmî hareketlere ilk destek verenler, halk tabanında yer
alan ve dönemlerinin entelektüelleri tarafından "ayak takımı" ve
"çöl kafalılar" olarak görülen insanlar olmuştur. Bu gerçeklere
rağmen, fikirlerine meftun olan entelektüel, kendisini çok önemser. İslâmcı bir
entelektüel, 1980'lerde çıkardığı ve 5000 satan aylık bir dergi ile Türkiye'de
bir "İslâm devrimi" yapabileceği ümidindeydi. Bugün, Cumhuriyet
Türkiye'sinin en büyük Müslüman entelektüellerinden olan merhum Necip Fazıl ve
Sezai Karakoç'un bile arkasında onları nihayete kadar takip edebilecek kaç kişi
bulunduğu sorusuna verilecek bir cevap, entelektüelin tesirini görmeye yeter.



Ali Bulaç, "Arap baharı"nın tesiriyle İslâmcılığın
ve İslâmcıların etkisini o kadar abarttı ki, konuyu yeni çalışmaya başlayan bir
talebenin bile yapamayacağı hataları yapıyor. Meselâ, içinden şiddeti
benimseyebilen gruplar da çıkaran İhvan-ı Müslimîn'in temelde şiddeti
benimsememesinin Türkiye'de Risale-i Nur hareketi üzerinde bile etkisini
olduğunu iddia ediyor. Oysa İhvan hareketinin Risale-i Nur hareketi üzerinde en
küçük bir etkisi olmamıştır. 1907'den itibaren her yerde olan Bediüzzaman, ta baştan
ve daima "İslâm, dâhilde menfiye alet edilmez." diyerek, şiddeti
kesinlikle reddedip, "müsbet hareket"i esas almıştır. Ayrıca,
Risale-i Nur hareketi, 1925'te başlamıştır. İhvan-ı Müslimîn ise, en önemli
risalelerin artık yazılmış bulunduğu 1928'de kurulmuştur. Bediüzzaman'ın
herhangi bir İhvan mensubunun eserlerini okumuş olması da mümkün değildir. O
bakımdan, İhvan hareketinin Risale-i Nur hareketi üzerinde tesiri olduğunu
iddia etmek, ancak iki hareketi de tarihi ve temel duruşlarıyla bilmemek demektir.



Ali Bulaç, kusura bakmasın, fakat Bediüzzaman'ı tanımadığını
ne yazık ki başka yazılarında da ortaya koyuyor. Meselâ, şöyle yazıyor:
"... Geri kalışımızın sebebi dinimiz değil, onu tarihte yanlış
anlamamızdır. Bunda gelenek, örf ve âdetler; özellikle tasavvuf, bid'at ve
hurafeler; donmuş fıkıh, içtihat kapısının kapanması; Meşşaîlik yerine
Eş'arîliğin revaç bulması, Mutezile'nin mahkûm edilmesi, Gazali'nin filozoflara
indirdiği ağır darbe; saltanat rejimleri vs. rol oynamıştır. Efgani'den
Abduh'a, Akif'ten İkbal'e, S. Ahmet Han'dan Said Nursi'ye kadar neredeyse
herkes böyle düşünür." Bu genelleme, özellikle kendisinde Ali Bulaç'ın
iddiasının tam tersini müşahede ettiğimiz Bediüzzaman konusunda o kadar büyük
bir hata ki, sadece Risale-i Nurların hiç okunmadığını gösteriyor. Sözü edilen
konularla alâkalı 27. Söz, 30. Söz, 29. Mektup gibi Risalelerin hiç okunmamış
olması bir yana, Bediüzaman "Eski Said" dediği dönemde dahi Ali
Bulaç'ın iddiasını haklı çıkaracak ne bir şey söylemiş, ne de yazmıştır.



Bu kadar büyük maddî hatalar üzerinde yürüyen bir tartışma,
bilhassa İslâmcılık adına ne değer ifade eder bilemiyorum.

Bu haber 3391 kez okunmuştur.
Kategori:
Etiketler:
    Bu haberde sizin de yorumunuz yayınlanabilir! Lütfen üye girişi yaparak bir yorum gönderin.
    Yorum gönderebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye Girişi | Üye Ol
    Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
    Suriye meselesi bir tuzak mı?

    Evet bu bir tuzaktır.% 75(9)
    Hayır tuzak değildir.% 16.67(2)
    Bir fikrim yok.% 8.33(1)
    Takımlar O G B M P
    1DG Sivasspor 1163221
    2Fenerbahçe 1162320
    3Trabzonspor 1154219
    4Aytemiz Alanyaspor 1154219
    5M.Başakşehir 1154219
    6Galatasaray 1154219
    7BTC Türk Yeni Malatyaspor 1153318
    8Beşiktaş 1153318
    9Gaziantep FK 1143415
    10Çaykur Rizespor 1142514
    11Göztepe 1134413
    12İH Konyaspor 1134413
    13Kasımpaşa 1133512
    14Yukatel Denizlispor 1132611
    15Antalyaspor 1132611
    16Gençlerbirliği 1124510
    17MKE Ankaragücü 112369
    18İM Kayserispor 111467
    Şampiyonlar Ligi
    UEFA Kupası
    Küme Düşenler
    İMKB 100
    99.438
    DOLAR
    3,5303
    EURO
    3,9309
    Cumhuriyet Altını
    946,34
    Copyright © 2010 Intolia Haber Yazılımı - Tüm Hakları Saklıdır | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.